![]() |
|
|||
|
Yönetmen : M. Çağatay Tosun
Senaryo : M. Çağatay Tosun, Batur Emin Akyel Oyuncular : Erdal Beşikçioğlu, Uğur Polat, İsmail Hacıoğlu, Şemsi İnkaya, Şebnem Dönmez Filmin Türü : Drama, Biyografi Orijinal Adı : Vali Yapımcı Firma : Koliba Film Yapım Yılı : 2008 Yapım Ülkesi : Türkiye Orijinal Dili : TürkçeDenizli merkezli olan filmin ana eksenine bir dünya ve Türkiye meselesi olan “enerji” konusu oturuyor. Bilindiği gibi Yeniçağ dünyasında gizli ve açık bir biçimde sergilenen politik oyunlar, komplolar ve uluslararası ilişkilerin çıkar noktasında enerji meselesi bulunuyor. Film, özellikle bu konuda Türkiye’nin ve Türk insanının içine çekilmeye çalışıldığı bir komploya dikkat çekecek. ************************************************ Komploların yaşamımız üzerinde ne derece rol oynadığını ve Türkiye’nin sahip olduğu coğrafik özellikler yüzünden çok yıprandığını beyazperdeye aktaran Vali önemli filmlerden biri… Amerika’nın çok güçlü bir devlet olduğunu vurgulayarak, Türkiye’nin; Amerika’nın gölgesi altında kalmasının başlıca nedenlerini irdeleyen Vali seyircilere şu soruyu sordurtuyor: bu savaş hiç bitmeyecek mi, sadece Amerika’nın mı Türkiye üzerinde yaptırım gücü var? Hiç sanmıyorum. Hele ki, Amerika şu sıralar zor dönem geçirirken… Ama sağolsunlar Türkler kitle iletişim araçlarını kullanarak duyarsız kişilere karşı seslerini duyurmaya çalışıyorlar. Amerika geleceğimizi ipotek altına alamaz merak etmeyin. Ne yalan söylemeli artık iyice mimlendik. Timsali olarak Türkiye’nin anaerkil düzenle yönetildiğini (ki durum çok farklı) Amerika’nın ise ataerkil düzenle yönetildiğini anlatan senaryo, anaerkil düzenin güçsüzlüğünü simgeliyor aslında. Bu yazıyı okurken bana çok kızacaksınız belki ama, amacım “anaerkil” kelimesinin filmle olan bağlantısını kurmak. Bu kadar kelam ettikten sonra gelelim Vali filminin vaat ettiklerine… Başına buyruk bir vali! Açıkça altını çizerek belitmeliyim ki; filme müsemma olan Vali’nin televizyonda izlediğimiz diziyle ilgisi yok.Vali Faruk Yazıcı, sorunları ciddiyetle ele almak yerine; konunun içini boşaltıp ihtimamla durulan meseleleri kendine göre yorumlayarak, çevresinde meydana gelen komploların kurbanı olan bir bürokrat. Kısacası, Faruk Yazıcı’nın astığı astık kestiği kestik. Çünkü o her zaman kendi bildiğini okuyor. Faruk Yazıcı’nın at gözlüğünü çıkarması gerekiyor. Aksi takdirde durum şu şekilde gelişecektir: Denizli’de görev yapan Vali’nin çocukluk arkadaşı olan Mta mühendisi Ömer ve ekibinin Denizli’deki zengin Uranyum yatağı ile ilgili öğrendikleri bilgilerin vesilesi olduğu esrarengiz ölümler… Perdenin arkasındaki gerçekler ve sakat sistemin getirdiği hunharlıklar… Dilerseniz siyasetten beslenen konudan bahsedelim biraz da. Korkunun ecele faydası yok! Faruk Yazıcı’nın en son görev yeri Denizli merkezli olan filmin ana eksenine, bir dünya ve Türkiye meselesi olan “enerji” konusu oturuyor. Bilindiği gibi Yeniçağ dünyasında gizli ve açık bir biçimde sergilenen politik oyunlar, komplolar ve uluslararası ilişkilerin çıkar noktasında enerji meselesi bulunuyor. Türkiye üzerine oynanan oyunlar ve bu oyunu bozmak için çabalayan vatansever karakterlerin üzerine kurulu olan hikâye kimi zaman kardeşlik ve dostluğun önemini simgeler, kimi zamansa yozlaşmanın meydana getirdiği hegemonyayı… Velhasıl film, finale doğru sarıldığı temaları ve kodları sonradan yerle yeksan ediyor ve oluşturduğu kasvetli tabloda karanlıkta bırakılan devletin Türkiye olduğunu seyirciye aktarıyor. Hani bugunümüzü yitirdik yarınımızı kurtaralım hesabı… ! Bu bağlamda Türkiye’nin kıyametin etkilerini aşamaması, istikrara kavuşamaması, endüstri haline gelmeye çalıştığı için yenilenme nüvesini tam olarak gerçekleştirememesi kötü talihli olduğunun bir göstergesi. Film boyunca hallaç pamuğu gibi ortaya atılan karakterlerin o alamet-i farikası olan gergin enerjiyi bu tamamen dramatik yapısı ağır basan tiplerin içine nefis bir incelikle enjekte etmeleriyse acayip derecede psikosomatik. Vali’nin hem orijinal metne sadık kalıp hem de olayların daha sarsıcı olmalarına giden yolu açtığını söylersek çok da abartmış olmayız. Kapalı kapılar ardındaki sorunlar… Zira komedi filmlerine oluk oluk paralar akarken, mağdurla mağrur arasında kalanların yaşamına ayna tutan yönetmen M. Çağatay Tosun pervasızca, bertaraf edilmemesi gereken siyasal komploları su yüzeyine çıkartmak istiyor sanki. Silahların konuştuğu, ölümün hemen yanıbaşınızda pusuya yattığı, güvensizliğin geçer akçe olduğu bir atmosferde makinalı tüfek etkisi yaratan bu durum seyircileri koltuğa mıhlatıyor nispeten. Herkesin kendine göre karanlık bir sırrı boğuşarak baş edemediği şeytanları olduğunu biliyorsak da bir dış ses bize ideal yaşam forumunun altına bastırılmış düşünceleri tercüme etmeye başlıyor. Hal böyleyken finaldeki şurubu nasıl alırsanız filmi de ona göre yutacaksınız! Herşeyi bir kenara bırakacak olduğumuzda filmin tek kusuru olan yakın plan çekimler (Şebnem Dönmez’in sivilcesinin bile belli olması…), hızlı kurgu; diğer bir deyişle dinamik kurgu ve Hollywood-vari sahneler senaryonun akıcılığını biraz engelliyor kanımca. Dört başı mamur olan filmin ilk sahnesinde Tomb Raider gibi silah tutan bir ajanın adeta Hollywood filmlerinden fırladım da geldim demesiyse işin kötü tarafı. Herneyse… Özetlemek gerekirse; konu siyasi meselelere dayandı mı, Vali olan biteni etraflıca anlatarak hayatta kimseden korkmamamız gerektiğini öne süren yetkin bir film. Herkese tavsiye edilir! |
![]() |
| Seçenekler | |
| Stil | |
|
|